Friedrich Barbarossa’nın Göksu Nehri’nde Ölümü (10 Haziran 1190)



 Barbarossa’nın Üçüncü Haçlı Seferi’ndeki rolü ve hedefleri

Silifke yakınlarında Göksu Irmağı kıyısına Barbarossa anısına dikilen anıt (1971). Alman Kutsal Roma İmparatoru I. Friedrich Barbarossa (1155–1190), Selahaddin Eyyûbî’nin 1187’de Kudüs’ü fethedip Haçlı hakimiyetine son vermesi üzerine Haçlı Seferi’ne katılmaya karar verdi. Barbarossa, Üçüncü Haçlı Seferi’ne (1189–1192) büyük bir kara ordusu kumanda ederek katıldı; çağdaş kaynaklarda “o güne dek toplanmış en büyük Haçlı ordusu”olarak nitelenen bu kuvvetle yola çıktı. Amacı Türklerle çatışarak Anadolu üzerinden Kutsal Topraklara yürümek ve Kudüs’ü yeniden ele geçirmekti. (Bu yüzden deniz yolunu kullanmak yerine Macaristan – Bizans – Anadolu hattını izlemeyi tercih etmişti.)


Seferin Anadolu’daki ilerleyişi ve coğrafi/siyasi koşullar

Friedrich Barbarossa ordusu, Mayıs 1189’da önce Tuna üzerinden Macaristan’a, oradan da Bizans topraklarına girdi. Dönemin Bizans imparatoru II. İsaak Angelos, Selahaddin’le gizli bir anlaşma yaparak Haçlı geçişini zorlaştırdı; bunun üzerine Barbarossa Edirne’yi (Adrianople) ele geçirdi. Bizans ile anlaşarak ordusunu Çanakkale Boğazı’ndan geçirten Barbarossa, Anadolu’ya intikal etti. Orta Anadolu’da Çanakkale – Balıkesir – Denizli – Akşehir hattını izleyen Haçlılar, Selçuklu sultanı II. Kılıçarslan’ın yönetimindeki Anadolu Selçuklu Devleti sınırlarına ulaştı. Türk ordularıyla muharebeler yaşansa da Barbarossa, 18 Mayıs 1190’da zorlu bir çatışmanın ardından Selçuklu başkenti Konya’ya girmeyi başardı. Sefer boyunca Akdeniz kıyılarından iç bölgelere doğru yürüyen Haçlılar, Toros Dağları geçitleri ve kısmen düşman odaklı bir coğrafyada ilerlemek zorunda kaldı. Yerel siyasi karmaşa (Bizans-Selçuklu rekabeti ve Anadolu’nun beylikler ile dolu yapısı) da ordunun geçişini zorlaştırdı.


Göksu (Saleph) Nehri’nde boğulma olayı: ne zaman, nasıl ve neden gerçekleştiği

Friedrich Barbarossa, 1190 yılı Haziran başında Silifke çevresine ulaştı. 10 Haziran 1190 günü ordusu ile Göksu (o dönemde Saleph) Nehri kıyısına inen imparator, nehir geçidi araması sırasında boğularak öldü. O gün çok sıcak ve zorlu bir sefer geçirmişti; çeşitli kaynaklar, serinlemek için atından inip nehre giren Barbarossa’nın beklenmedik bir kaza sonucu boğulduğunu belirtir. Örneğin yanında bulunan bir ileri haberciye yazılan Epistola de Morte’da, Barbarossa’nın yemek molasının ardından ırmağa girerek yüzmek istediği, ancak “Tanrı’nın gizli hükmüyle beklenmedik bir kazayla” boğulduğu anlatılır. Diğer anlatımlar da çelişkilidir: Bazı çağdaş Hristiyan kaynakları imparatorun yolunu kısaltmak isterken suyu yüzdüğünü, atının ayağı kayınca düştüğünü veya suya girdikten sonra kalbinin durduğunu yazar. Müslüman tarihçilerden İbn el-Atir ise büyük hükümdarın dizine kadar bile gelmeyen sığ bir yerde boğulduğunu kaydeder. Hangi açıklama doğruysa, sonuç değişmez: Friedrich Barbarossa bu boğulma sonucu hayatını kaybetti.


Olayın tanıkları, çağdaş tarihçilerin anlatımları ve farklı kaynaklardaki versiyonları

Barbarossa’nın ölümü çağdaşı birçok kaynakta geçer, ancak ayrıntılar farklılık gösterir. Alman din adamı Ansbert ile Batılı haçlı kronikleri (Historia Peregrinorum vb.) imparatorun “serinlemek için ırmağa girdiğini ve zırhıyla boğulduğunu” anlatır. Buna karşılık İbn el-Atir ve diğer Müslüman yazarlar, onun çok sığ bir yerde boğulduğunu yazmışlardır. Buna ek olarak, Utrecht’lü hukukçu Godfrey (Spitzenberg) tarafından yazıldığı sanılan Epistola de Morte, imparatorun “cehennem sıcağında serinlemek için suya girdiği” ve bir anda ömrünün yitercesine öldüğü rivayetini verir. Öte yandan Antakya Ermeni Patrikhanesi’nden Selahaddin’e gönderilen bir haberde, Barbarossa’nın nehir kenarında yemek yeyip dinlenirken soğuk suya girip hastalandığı ve birkaç gün sonra öldüğü belirtilir. Dolayısıyla hem Hristiyan hem Müslüman kaynaklar olayın şahitliği anlamında elverişli olsa da farklı anlatımlar barizdir; çağdaş kronikler ve mektuplar barbarossa’nın serinlemek için suya girdiğini, soğuk veya ağır zırh nedeniyle nefes alamayıp can verdiğini ya da atını sürükleyen akıntıya kapıldığını nakleder.


Bu ölümün Haçlı Seferi üzerindeki etkisi

Friedrich Barbarossa’nın beklenmedik ölümü, Haçlı ordusunun kaderini değiştiren büyük bir darbe oldu. İmparatorun kaybı, Alman birliklerinin morallerini yıkıp çoğunu dağıttı; pek çok asker bulunabilen gemilerle geri döndü veya hastalık nedeniyle yerinde kaldı. Toplam 15.000–20.000 kişilik ordunun ancak yaklaşık 5.000’i Sirte önlerine ulaşabildi. Barbarossa’nın ölümü Frank Haçlılar arasında büyük hayal kırıklığı yarattı ve Doğu’ya gelmesi umulan yardımdan Frankların feragatına yol açtı. Müslümanlar ise bu olayı Allah’ın yardımı olarak gördü – örneğin bir İslam kaynağı, Barbarossa’nın nehirde boğulmasını, “böyle bir adamın kötülüğünden” kurtuluş işareti saydı. Böylece haçlı seferindeki Alman desteğinin sona ermesi, Haçlı Ordusu’nun kuşatma ve savaş gücünü zayıflattı; kalan Haçlı kuvvetleri İkinci ve Birinci Akka Kuşatmalarında dönemin Batılı kralları Filip Augustus ve İngiltere Kralı III. Richard önderliğinde ilerleyebilmiştir.


Barbarossa’nın cesediyle ne yapıldığına dair rivayetler ve mezarıyla ilgili bilgiler

Barbarossa’nın cesedi mos teutonicus denilen Alman gömme âdetine uygun olarak işlenip saklandı. Emrinden sonra ceset parçalarına ayrılıp derisi yüzüldü, kemiği temizlendi. İmparatorun oğlu VI. Friedrich, cesedi sirkeye yatırıldıktan sonra yanına alıp Tarsus’a geçirdi; ceset çürümeye başlayınca Kudüs’e götürmekten vazgeçerek babasının bedenini Antakya’daki Aziz Petrus Katedrali’ne gömdü. Geleneksel anlatıya göre Barbarossa’nın kemikleri Kudüs’e götürülmek istenmiş ancak Tyros civarındaki bir Aziz Petrus Kilisesi’ne gömülmüş, kalbi ve iç organları ise Tarsus’taki Aziz Pavlus Kilisesi’ne bırakılmıştır. Tarihçiler bu rivayetleri not düşmüş, ancak kesin gömü yerleri belirsiz kalmıştır. (Günümüzde Silifke yakınlarında bir Barbarossa Anıtı bu olayın anısına dikilmiştir.)


Olayın tarihsel ve sembolik önemi

Friedrich Barbarossa’nın Göksu Irmağı’nda ölümü, Haçlı Seferi’nin kaderini derinden etkileyen bir dönüm noktasıdır. Kuzeyden gelen güçlü Alman ordusunun liderinin kaybı, Haçlıların Kudüs’ü geri alma umudunu büyük ölçüde sona erdirdi. Bir yandan bu ölüm Haçlı Cephesi’nde kaygı ve umutsuzluğa yol açarken, öte yandan Müslümanlar için bir “ilahi yardım” olarak yorumlandı. Uzun vadede ise Barbarossa efsaneleşti: Ortaçağ’dan itibaren Barbarossa adı çeşitli ulusalcı hareketlerin simgesi haline getirildi. Nitekim 19. yüzyılda İtalyan Birleşmesi’ni (Risorgimento) savunanlar, 2. Wilhelm dönemindeki Alman milliyetçileri ve Nazi yönetimi dahi Barbarossa efsanesine sıkça atıf yaptı. Almanya’daki Kyffhäuser Anıtı’nda gömülü olduğuna inanılan Barbarossa efsanesi, hâlâ kıtada ortaçağ mirasının önemli bir kültürel sembolü olarak anılmaktadır.






Yorumlar